Erdoğan taraftarları fon krizine nasıl tepki veriyor? | Feyza Akınerdem anlatıyor

13.10.2026 medyascope.tv

13 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı
​
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Fon krizi galiba biraz farklı ve başından itibaren siyasi iktidarın, özellikle AK Parti tabanının bu krizi nasıl algıladığı meselesi üzerine çok tartışma ve spekülasyon yapılıyor. İşte bu konuları, tam da bu konuların üzerinde yıllardır çalışan bir sosyologla, Doktor Feyza Akınerdem'le konuşacağız. Hoş geldin Feyza. 
​Feyza Akınerdem: Hoş bulduk. 
​​
Ruşen Çakır: Seninle birçok kez AK Parti tabanı ya da genel olarak muhafazakâr camia konuştuk. Ben açıkçası bu krizin, fon krizinin... Daha önce çok krizler yaşadı AK Parti, Erdoğan iktidarı diyelim, çünkü artık MHP de var iktidarda, onun için. Bunun bambaşka ya da diğerlerinden birçok açıdan başka olduğunu düşünüyorum. Önce öyle başlayalım, katılır mısın? 
​Feyza Akınerdem: Merhabalar. Valla Ruşen Bey, bence de farklı. Şöyle; birincisi, her birinin tarihsel bağlamı farklı. İkincisi, bunun boyutu çok yüksek, çok büyük; yani lokal bir mesele değil. Belli bir kuruma, belli bir kişiye... Mesela Zehra Taşkesenlioğlu meselesi olmuştu. Taban onu belli bir yozlaşmaya, yani tabii ki yine sistematik bir şey görse de bunu bir yozlaşma biçimi, durdurulması, önlem alınması gereken bir yozlaşma biçimi olarak görmüştü. Ondan daha önce hatırladığım Deniz Feneri davası olmuştu. Bütün bunlar aslında zaman zaman yaşandı. Fakat şimdi artık gerçekten bir AK Parti'nin çok üst düzey, artık aile gibi gördüğü Erdoğan'ın yakınlarına kadar gitmiş olması. İkincisi de aslında meselenin doğrudan mağduru olması. Yani yüz binlerce insanın az veya çok 10.000 lira, 20.000 liradan 10 milyon, 20 milyonlara para kaptırmış olması. Yani düz, o "küçük yatırımcı" dediğimiz insanların kendisi olmasa kardeşi, o olmasa kuzeninin mutlaka etkilenmiş olması. Dolayısıyla bir doğrudan mağduriyet durumu var. Ölçek çok geniş. İkincisi siyaseten çok etkili olmuş insanların, AK Partili değil sadece, AK Parti'yi temsil etmiş en üst düzeylerde insanların işin içinde olması meselesi var. Bence bir üçüncü boyutu da AK Parti'nin kendi içindeki artık ayyuka çıkmış o fay hatlarını çok görünür kılmış olması. Yani konsolide olmuş güçlü bir AK Parti değil; artık lobilere bölünmüş ve birbirinin ayağını kaydıran çıkar topluluklarının olduğu bir siyasetten bahsediyoruz. Bunun da çok görünür olduğu bir örnek bence.
​
Ruşen Çakır: Şimdi ilk başta sanki şöyle bir şey var: Eskiler ve sonradan gelenler kavgası gibi bir şey var. Yani eskiden derken daha çok Milli Görüş Hareketi, İslami hareketten gelenler; sonradan gelenler derken de işte danışman şu bu olanlar. Ama burada Fatma Betül Sayan Kaya - ki onun artık olayı açıklanıyor - çok da sonradan gelmiş gibi değil. Yani bu hareketin bir tür, ben ona şey derim, altın çocuğu gibi değil mi? Yani çok iyi okullarda okumuş ve bakan olmuş. Sonra da Genel Başkan Yardımcısı...
Feyza Akınerdem: İBB'den burs almış. Yani 2005, 2006 gibi İBB bir doktora, yüksek öğrenim, daha doğrusu yüksek lisans doktora sanırım bursu programı başlatmıştı o dönem. Ben de hatırlıyorum. Onunla gidenlerden. Yani tam aslında bu tabir o zaman kullanılıyordu: "Bunlar bizim altın çocuklarımız" diye. Yani onlar gelecekler ve Türkiye'yi yönetecekler. Yani 2000'lerin başında bu hikaye zaten böyle başladı ve şimdi o altın çocukların aslında ne yaptığını görüyoruz, ki bu sadece bize bildirildiği kadarını da görüyoruz. Henüz esas altınları görmedik. Yani dolayısıyla insanlar da tabii ki bunun farkındalar. Yani çok açık bir şekilde gözüküyor ve bir farkı da bence artık etkileşimin, insanların birbiriyle konuşma imkanlarının çok geniş olması, sosyal medyanın çarpan etkisini çok arttırıyor olması. Bu propaganda için de yani bir şeyin üstünü örtmek için de çok etkili bir mekanizma. İletişim Başkanlığı bunu kullanıyor ama diğer taraftan insanların enformel bir şekilde birbirleriyle konuşabilmelerini de, birbirlerine aktarabilmelerini de, yani bir şeyin artık üstünü örtmenin çok zor olduğu bir iletişim ikliminde yaşıyoruz ve bu gün gün artıyor. Ama bence en önemlisi kolektif mağduriyet, kolektif faillik ve kolektif mağduriyet duygusunu şu an AK Parti seçmeni de hep birlikte yaşıyor. Yani hem suçluluk yaşıyorlar hem mağduriyet yaşıyorlar. 
​​
Ruşen Çakır: Burada şunu sormak istiyorum. Değişik dönemlerde değişik krizler yaşadılar. Sadece ekonomiyle ilgili değil, siyasi krizler de yaşadılar. Mesela diyelim ki Sisi ile barışmaktan Suudi Arabistan’la barışmaya kadar birçok şey yaşandı. Burada tabanın tepkisi görmezden gelmek mi, görüp sessiz kalmak mı? Yani içine atmak mı, yoksa bunları biriktirip belki de kopmak mı? Yani genellikle şöyle bir algı var muhalif kanatta: “Ya bunlar ne olursa olsun hiçbir şekilde etkilenmezler, görmezden gelirler ya da çarpıtırlar.” Bir de o neydi? “Whataboutism”. Yani “Böyle diyorsunuz ama siz de şunu yapıyorsunuz” deyip... Hakikaten bu böyle mi yoksa bunlar etki yapıyor mu? 
​Feyza Akınerdem: Şimdi Ruşen Be, bunu düşünürken seçmen davranışını da yekpâre düşünmemek lazım. Yani çok büyük, milyonlarca insandan bahsediyoruz. Sosyoekonomik olarak, etnik olarak, kültürel olarak çok farklılar. Şimdi hep siyaset bilimi açısından şey denir, işte %20-25’lik bir konsolide,  kemik kitle var. Şimdi bu kemik kitlenin dahi oy verme davranışı bu kadar garanti olamaz. Yani biz AK Parti ilk kurulduğu zamanda, 2003 genel seçimlerinde Türkiye’de bambaşka bir tablo görmüştük. Bugün yine görebiliriz. Bugün yine insanlar çok radikal biçimde dönebilirler ama bunun motivasyonları lazım. Yani kopmak, AK Parti’den kopmak, küsmek, hayal kırıklığına uğramak, doğrudan mağdur olmak, doğrudan cebinden para çalındığını insanların düşünmesi dahi Türkiye’de iktidar değiştirmeye yetmeyebilir. Bu önemli. Ama çok farklı motivasyonlarla AK Parti’nin çok doğal sınırlarına artık tamamen çekildiğini nerede test ediyoruz? Bence çok önemli, ben çok önemsiyorum; ikinci baro seçimlerinde, yani kendilerinin kurdukları baroda AK Parti’nin doğrudan desteklediği yönetimin kaybetmesi baro seçimlerini, kaybedecek noktaya gelmesi bence çok önemli bir gösterge. Yani bunlar siyaseten yol arkadaşları, bunlar çok ciddi tartışmalarla kurulmuş ikinci baronun üyesi olan avukatlar ve onlar tepki oyu veriyorlar. Ve dediğiniz gibi bu diğer ekip biraz daha Milli Görüş ve İslamcı kimliğiyle kendini tanımlayan bir ekip. Şimdi dolayısıyla da biz bu küçük küçük örnekleri sandığa gittiğinde de göreceğiz. Ama buradan hangi fırsat çıkacak, hangi siyasete hangi fırsat çıkacak? Bence henüz o formülü görmüyoruz. Yani bu YENİ Parti’nin yeni vaadini gerçekleştirmesine, belki bugünlerde sık sık gördüğümüz Ali Babacan'ın yeniden bir teknokrat bir siyasetçi olarak öne çıkmasına... Yani bu formüllerin ortaya çıkması; Saadet Partisi ekolünün yeniden dürüstlüğün ve Milli Görüş'ün temsilcisi olarak yeniden yükselmesine ya da işte bir önceki iki seçimde olduğu gibi Yeniden Refah Partisi'nin tepki oylarını toplaması, ki orada çok AK Parti'ye geçiş olduğu için Yeniden Refah'tan, bence bir tık güven kaybı oldu orada. Ama çok fazla siyasi imkânın, fırsatın da muhalefet için olduğunu düşünüyorum. Ama tabii ki hepimizin bilmediği şeyler var: Birincisi, seçime ne zaman gideceğiz? İkincisi, seçime hangi sistemle gideceğiz? %51 konusu değişecek mi, bir anayasa değişikliği söz konusu olacak mı gibi formüller belirsizliği getiriyor. Bence seçmenin tabii ki yine en baskın duygusu belirsizlik, umutsuzluk, içine kapanma, kendi derdiyle dertlenme duygusunda olduğunu düşünüyorum. Çok genel, çok genel bir mutsuzluk ikliminde yaşadığımızı herhalde herkes görüyordur, gözlemliyordur.
​
Ruşen Çakır: O söylediğin şeyler çok önemli, onlara gelmeden bir şey söylemek istiyorum. Şimdi 2007 seçimlerinde AK Parti ve MHP’nin, ayrı ayrı girmişlerdi ama, oyları %60'a yakın, toplam oyları. En son seçimde, 2023 seçiminde aldıkları toplam oy %46-%47 falan ama 50 değil.
Feyza Akınerdem: Evet.
​
Ruşen Çakır: Şimdi kamuoyu araştırmaları, sen de görüyorsundur, ben de görüyorum, böyle kararsızlar dağıtıldıktan sonra falan bile %40 civarında oluyor Cumhur İttifakı'nın oyları. Şimdi bu bir kere bize her şeyden önce bir erimeyi gösteriyor aslında, değil mi? Yani bu rakamlar 2007'den, özellikle 2007'den beri... Bir ara çok büyük bir çıkış yaptı. 15 Temmuz darbesi bir anlamda şey oldu, aşı gibi oldu. Ama çok bariz bir gerileme var. Bir de şöyle de bir husus var: Kamuoyu araştırmacıları yaptıkları şeyde kararsız ya da "Oy kullanmayacağım" diyenlerin bir önceki seçim tercihlerinde çok AKP ya da AK Parti olduğu yolunda birtakım bulgular var. Bu rakamlar aslında bize bir erime gösteriyor herhalde.
Feyza Akınerdem: Tabii ki. Yani şöyle; aslında yeni bir olgu değil AK Parti'nin ve iktidar blokunun erimesi. Yani dediğiniz gibi 2007'den beri aslında hep biraz eriyerek ve yani konsolide olup erime potansiyeli olmakla birlikte benim gözlemim, aslında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçtiğimizden beri çok istikrarlı bir düşüş var. Yani merkezileşme aslında AK Parti'nin siyasetini eritti, bu çok önemli. Bürokraside merkezileşme ki biz bunu saha araştırmalarımızda hep gördük. Belki daha önce de anlatmışımdır. Yerelde insanların şikâyetleri: "Biz kimseye ulaşamıyoruz. Yani biz bir AK Parti milletvekiline ulaşamıyoruz." Bunlar teşkilat, yani teşkilat üyesi olan insanlar... "Biz ulaşamıyoruz, biz iş çözemiyoruz, biz bir derdimizi anlatamıyoruz. Yani Ankara diye bir olgu var ve o Ankara'nın kapıları bize kapandı." Sürekli bu duygunun giderek arttığını biz zaten Anadolu'da, sahada görüyorduk. Kendi teşkilatından, hâlâ bugün teşkilatı yöneten insanların yerelde bundan çok yakın zamana kadar çıktığım sahalarda şikâyetçi olduklarını görüyorduk. Dolayısıyla bürokratik bir merkezileşme yerelde siyasetini çok zayıflattı AK Parti'nin. Yani bu büyük skandallarla gelen bir erime değil aslında, yapısal bir erime. Bunu da görmek lazım. Bunun da çok geri dönüşü olmaz. Yani rejim değişikliği, aslında sistem değişikliği siyaset matematiğini değiştirdi. Yani hep söyleniyor, ‘‘%51 aslında Erdoğan'ın kendi ayağına taktığı bir pranga oldu.’’ Ben buna katılıyorum, gerçekten öyle. Tam da o yüzden bir sistem değişikliğiyle mi bir sonraki genel seçime gidecekler diye düşünmeden açıkçası edemiyorum. Çünkü hiçbir matematikte kimse seçimi kazanamıyor. Böyle bir durumdayız şu anda.
​
Ruşen Çakır: Evet, bu çok önemli. Şimdi çok aslında konuşacak husus var. Mesela demin Yeniden Refah Partisi dedin. O çok ilginç bir şeydi, hakikaten tepki oylarının gittiği bir yerdi ve Erdoğan çok sistemli bir şekilde Yeniden Refah Partisi'nin belediye başkanlarını çaldı.
Feyza Akınerdem: Evet.
​
Ruşen Çakır: Ve sonuçta ben en son Fatih Erbakan'ı gördüğümde bir arayış içindeydi yani. Çünkü çok ciddi bir... O büyük çıkış, yerel seçimdeki çıkış birden şey oldu. Çok ilginç. Yani Gelecek ve DEVA partilerinin yapamadığını yapacakmış gibi çıkmıştı sanki Yeniden Refah.
Feyza Akınerdem: Ben Fatih Erbakan'ı bir siyasetçi olarak çok ilginç ve potansiyelli buluyorum bu arada. Yani bir siyasal iletişim gözünden iyi bir hitabet, hikâye kurması, konuşması etkiliyor. Ama yerelde de o dediğimiz teşkilatçı, AK Parti içinden "Biz Ankara'ya ulaşamıyoruz" diyen bütün aktörleri toplayıp aslında eski AK Partilileri aday yaptı yerel seçimlerde ve kazandı. Ve daha sonra tabii ki o organik bağlarla, biraz tehdit, biraz havuç, biraz sopayla aslında o insanları yeniden AK Parti'ye eklemlemek çok zor olmamakla birlikte şu örnekleri de biliyorum; bazı ilçelerde araştırma yaptığım yerlerden biliyorum, buralarda şu da var: O Yeniden Refahlı belediye başkanları yerel ittifakla da kazanmıştı. Yani o bölgenin solcusu da, devrimcisi de, sendikacısı da onu desteklemişti ve oy vermişti. Şimdi genel seçimde bu mesela nasıl bir sonuca evrilecek, bunu bilmiyoruz. Dolayısıyla ben Yeniden Refah'ın o parlayan ışığının çabuk söneceğini düşünüyorum ama DEVA'nın kurumsallaşamamış muhalefetinin bir tık bir şansı olabileceğini, Saadet Partisi'nin de aslında Mahmut Arıkan'la birlikte biraz güçlenebileceğini düşünüyorum. Bunların hepsi, hiçbiri ama iktidara gelmeye yetmeyecek. Bu kesin.
​
Ruşen Çakır: Demin bahsettiğin merkezden kopukluk, tabanın, örgütün... Şimdi bu fon krizi ile ilgili Ankara'daki AK Parti çevrelerine yakın gazetecilerin yazdığı birtakım yazılarda şunu görüyoruz: Milletvekilleri fon krizinden çok öfkeli. Çünkü diyorlarmış ki: "İnsanlar bize soruyor." Böyle de bir başka bir şey var. Açıkçası AK Parti milletvekillerinin şikâyet etmesinin çok fazla değeri var mı, çok emin değilim.
Feyza Akınerdem: Yani onlar çok uzun süredir taban siyasetini terk ettiler, biraz önce dediğim gibi. Yani onlara soranlar belki şudur: Sanayi odası başkanı, baro başkanı... Hani onlara ulaşabilen yereldeki güçlü aktörler onlara soruyordur. Yoksa bir alt taban zaten onlara ulaşamıyor bile. Yani çok kapalı, çok protokol, çok güvenlikçi, kendi seçim bölgelerinde de hiç temas etmeyen insanlar bunlar. Ama onlar bile o kentin eşrafından gelen tepkileri tabii ki görüyorlar. Biz de görüyoruz sahaya gittiğimizde. Milletvekillerinin tepkisi aslında kurumsal, demokratik... Yani yereldeki demokratik kurumların tepkisi. Demokratik kurum dediğim işte barolar, STK'lar, odalar, sanayi odaları, ticaret odaları gibi kentin hem nabzını tutan hem ekonomisini tutan hem sosyal yapıyı tutan demokratik aktörler vekillere tepkilerini iletebiliyorlar, iletiyorlar. Masalarda muhakkak konuşuluyor, lobilerde ve bu, o vekilleri tabii ki korkutuyor. Yani bir sonraki dönem... Biliyorsunuz milletvekilinin korkusu iktidardan düşmek değildir sadece, milletvekilliğini de kaybetmektir. Çünkü muhalefetseniz de milletvekilisinizdir. Bir sonraki dönem, hani üç vekil çıkaran parti iki vekile düşer, bir vekile düşer ve milletvekillerinin kaygısı çok daha somuttur. O yüzden bence bir göstergedir onların uyarıları, gerçekten varsa böyle bir uyarı iklimi Ankara'da.
​
Ruşen Çakır: Peki, umutsuzluk lafını ettin demin. Ben umutsuzluğu geçen Bursa'da Özgür Özel izlediğimde orada gördüm, YENİ Parti tabanında gördüm. Yaş ortalaması yüksekti. Bayağı bir saatlerce birçok insanla, bazıları beni tanıyanlar geldi konuştu. Çok sayıda kadın, çok öfkeliler, çok şeyler... Her şeye hazırlar ama iktidara gelebilecekleri duygusuna sahip değiller diyeyim ya da böyle bir umutları yok. Erdoğan'ın yaratabildiği sanki en büyük olay, kendi tabanını konsolide etmekte zorlanıyor ama karşı tarafın da, nasıl söyleyeyim, böyle etkili bir iktidar adayı, güç olmasını engelliyor sanki.
Feyza Akınerdem: Evet. Hep örnek verilir bir metafor olarak; bir gemi batarken, parçalanıp batarken etrafındaki her şeyi de aşağı doğru çeker diye. Şimdi buradaki bir parçalanma demeyelim ama bir yarık AK Parti içinde. Kendileri bu bölünmeyi gördükleri için siyaseten ‘‘akıllıca’’ diyelim bir hamle yapıp muhalefeti, ana muhalefeti ciddi şekilde böldüler. Bu bölme sadece sayısal bir bölme değil yani zihinsel olarak da, sadece siyasi olarak değil hukuki olarak da... Yani önemli aktörlerini cezaevine attılar. Ekrem İmamoğlu tutuklu, 20. ayında. Potansiyelli, güçlü siyasetçiler ya tutuklu ya da tutuklanma tehdidi altında. CHP'den YENİ Parti'nin ayrılmasını zorunlu kıldılar. Bir yandan Yargıtay meselesi orada bir şey olarak duruyor; hâlâ "Geri dönüş olabilir mi?" duygusu veriyor. Yani inanılmaz bir satranç oyunuyla aslında hiç olmadığı kadar konsolide olmuş bir ana muhalefeti, ana muhalefetin duygu dünyasını, gelecek beklentisini, plan ve strateji yapma kapasitesini aslında elinden aldı bunları yaparak. Yani bu oy bölünmesi değil sadece, "Nasıl bir strateji kuracağız?" meselesi bence YENİ Parti'nin şu an en önemli gündemi. Kurultaya da hazırlanıyorlar, ilk kurultayları çok önemli olacak bu açıdan. Şimdi burada tabii ki insanlara yüksek bir umut vadedemiyor. Yani vadetse, o duyguyu vermeye çalışsa bile o nefesi Özgür Özel'in şu an artık yetmiyor. Çok daha kurumsallaşmış, yereldeki aktörlere güven veren yeni aktörlerle, yeni demokratik ittifaklarla güçlendirmesi gerekiyor tabanı. Ama dediğim gibi, yani bir yandan adliyede, adliye önünde, bir yandan mahkeme salonunda, bir yandan sahada, bir yandan Ankara'da kurumsallaşmaya çalışırken yeni bir parti olarak; bir yandan aslında yine 2023 seçimlerinde yapılmış listelerle seçilmiş milletvekilleri içerisinden büyük parçayı, en büyük grubu koparmış olmakla birlikte orada da bir siyasi vizyon birliği kurmanın çok kolay olmadığını düşünüyorum.
​
Ruşen Çakır: Evet, şeyde gördük onu, oylamada.
Feyza Akınerdem: Çerçeve yasada gördük.
​
Ruşen Çakır: Evet, o çok çarpıcı. Orada en çarpıcı olanı bence Özgür Özel’in azınlıkta kalması oldu. Yani onun ‘‘evet’’ oyunun... Yani o çoğunluk olup diğerleri bir 20 kişi falan olsaydı belki biraz daha farklı olurdu.
Feyza Akınerdem: Tabii bu bir fire görüntüsünden çok bölünme görüntüsü verdi ve bunun siyasi sonuçlarını kendi içlerinde muhakkak konuşuyorlardır. Bir yeniden konsolide olma ve kurumsallaşma çabası içinde. Kurultayda bu milletvekili kitlesi nasıl tutacak ama aynı zamanda YENİ Parti olmanın vaadini nasıl karşılayacak? Bunlar bence şu anda YENİ Parti’nin önündeki sınavlar ve henüz o ivmeyi, yani ilk baştaki ivmeyi, o ilk genel merkezden çıkış, o yağmur altındaki o ikonik görüntüyü, o duyguyu şu an hâlâ taşıyabildiğini söyleyemeyiz.
​
Ruşen Çakır: Peki AK Parti’ye dönecek olursak; şimdi muhalefeti parçalamak, şu bu, bazılarını ayartmak vesaire falan, bunların hepsi olabilir ama bir de yine de kendi tabanını Erdoğan’ın, parti değil de daha çok Erdoğan’ın tabanını yeniden üretebilmesi, heyecanlandırabilmesi falan lazım. Orada anlatı olarak ne kaldı? Yani Türkiye Yüzyılı gibi bir şey, ‘‘Dünya 5’ten büyüktür’’ falan, bunların çok bir karşılığı çıkmadı ve çok acayip bir olay yaşıyoruz. Azerbaycan’daki başörtü yasağı meselesine iktidar “Aman ha, Bakü’yü ürkütmeyelim” şeyinde. Bunların bir etkisi olmuyor mu? Mesela, İslamcılık üzerinden de gitme alanı iyice sınırlandı. Mesela Suudi Arabistan’ın yanında Husilere karşı şu anda dolaylı bir şekilde yer alıyor. Aktif bir şekilde yer alması falan... Taban, özellikle de geleneksel taban görüp bundan rahatsızlık duyuyor mu?
Feyza Akınerdem: Tam sorunuzun cevabı bence bu aslında. Bir dava etrafında artık konsolide olamıyor AK Parti. Bu davanın taşıyıcısı değil. Ama insanlarda da artık bence böyle bir dava duygusunun kendisi de aşınmış ve yıpranmış durumda. Yani bugünkü durumuna artık daha yakın vadeli, daha yakın vadedeki iyilik halini insanlar düşünüyorlar. Çünkü hangi dava zaten İslamcıları da iyi bir noktaya getirdi? Bu işin uzmanı sizsiniz. Ben söylemeyeyim ama İslami hareketlerin hangisi insanlara “A bak, şurada bir örneği var. Gerçekten istikrarla gidersen şöyle bir dünya kurabilirsin kendine” gibi bir dünya projesi gösterebildi? Hepsi şu anda dünya çapında yıkılmış durumda ve insanlar survival modda, kendilerini koruma, ailelerini, küçük dünyalarını koruma çabasındalar. Bence o dava hikayesi zaten sürüklemez. Ama esas mesele şu: AK Parti şu anda daha kötüsüyle karşılaşmakla aslında korkutarak, yani korkuyu yöneterek, kaygıyı yöneterek belki seçimlere gidebilir. Yani “Benimle olursanız çok daha iyi bir dünya olacak” değil, “Benimle olmazsanız çok daha kötü olacaksınız” tehdidi üzerinden bence vaat seti kuracaktır seçimlerde.
​
Ruşen Çakır: Bu çok çarpıcı. Evet. Yani daha iyi değil, daha kötüden korunmak için bana gelin ya da bende durun... Peki, bunu ölçmek ne derece mümkün bilmiyorum ama transferler şimdi mesela. En son ne geçti? Cemil Tugay geçti ama sadece o değil. Bayağı bir CHP’den seçilmiş 36 belediye başkanı geçmiş durumda. Bunların içerisinde büyükşehir belediye başkanları da var, il de var, ilçe ve nahiye de var. Şimdi bir AK Parti seçmeni bundan mutlu mu oluyor? Yani bunu bir kazanım gibi mi görüyor? Yoksa burada bir çapanoğlu arayıp rahatsız olma ihtimali var mı? Bunların hepsi yani tabanda alkışlanan bir başarı işareti olarak mı görülür?
Feyza Akınerdem: Yani çok küçük bir taban bunu hakikaten bir cihat gibi görüyor olabilir. İzmir’i de aldık, Genel Merkeze de işte Çevik Kuvvet girdi... Yani 100 yıllık o hınç hikayesi dediğimiz şey olabilir ama ben bunun böyle %10’u bile bulacağını sanmıyorum bu hınçla yaklaşanın. Orada iki şey var: Birincisi, AK Parti ve Milli Görüş aslında demokrasiyi her ne kadar araçsallaştırsa da bence kendi seçmenine, yani “Senin seçtiğin önemlidir, değerlidir” duygusunu vererek bugünlere geldi. Şimdi de hani ‘‘Demokrasi hiç önemli değil, kimin neyi seçtiği önemli değil. Ben elimi bastırdığımı gördüğün gibi alıyorum” veriyor. Bu bir çelişki. Yani bu bence seçmenin kafasını ve duygularını karıştırıyor. Bir bu. İkincisi, yine teşkilatlara geleceğim. Şimdi şöyle düşünün: Türkiye’deki sistemde aslında il ve ilçe başkanı belediye başkanının üstündedir siyasi hiyerarşide ama gerçekte, siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum, öyle değildir. Belediye başkanı kaynak yönetir, istihdam yaratır. Dolayısıyla o bölgede aslında teşkilatın üstündedir. Şimdi Cemil Tugay AK Parti teşkilatının en önemli ismi haline geldi İzmir'de. Bu hiçbir İzmirli AK Partili teşkilat insanının hoşuna gitmez. Bunun örnekleri Beykoz'da da yaşandı, başka yerlerde de yaşandı. Dolayısıyla bu transferlerin hem seçmenin, yani normal evinde oturan seçmenin kafasını ve duygu dünyasını karıştırdığını ama daha önemlisi teşkilatta çok büyük bir memnuniyetsizlik yarattığını düşünüyorum. İstanbul'da bunun sonuçlarını çok merak ediyorum. En yakın seçimde görmek için sabırsızlanıyorum.
​​
Ruşen Çakır: Bunun bir de tersini sorsam; muhalif seçmen, o başkanlara oy vermiş seçmenin ruh hali nasıl?
​Feyza Akınerdem: Orası zaten felaket ve burada da aslında bu kararları vermiş olmanın, yani Cemil Tugay'ın adaylığı değil bence buradaki mesele. Yani çok düzgün ve çok iyi bir aday da olsa ve kazanmış olsa ve AK Parti'ye de dirense, cezaevine girse, Üsküdar örneğinde olduğu gibi, bu sefer başka türlü alacaklar. Yani meclis oylamasıyla sonuçta alıyorlar. Ama yine de bu aidiyet duygusu, yani "güvendiğimiz insan bizi bırakıp gitti, arkasını döndü gitti" duygusu o Bursa'da gözlemlediğiniz umutsuzluğu çok besliyor. Yani buraya çok çalışması gerekiyor YENİ Parti'nin. En azından bundan sonraki aday gösterme süreçlerinde bence yurttaşla sorumluluğu paylaşması gerekiyor ki hani "yurttaşla beraber aldığımız karardır, beraber yöneteceğiz" vaadini de gerçekleştirecek ve bu riskleri de dağıtmış olacak diye düşünüyorum.
​
Ruşen Çakır: Son olarak bitirirken şunu sormak istiyorum. Erdoğan'a oy vermiş seçmenin bir şekilde vazgeçmesi halindeki seçeneklerinin genellikle oy kullanmamak ya da Yeniden Refah gibi birtakım daha komşu partilere oy vermek olduğu varsayılıyor. Ama burada ana muhalefet partilerinin, özellikle şu anda dün CHP, bugün YENİ Parti'nin bunları kazanma ihtimali... Şimdi geçmiş zamanlarda Deniz Baykal'ın, Kılıçdaroğlu'nun yaptığı böyle birtakım vitrin şeyleri vardı, başörtülü aday falan gibi. Onlar çok etkili olamadı. Şu haliyle bakıldığı zaman özellikle YENİ Parti'nin bu eski AKP seçmenini ya da müstakbel eski AKP seçmenini kazanabilecek bir profil sergilediğini düşünüyor musun?
​Feyza Akınerdem: YENİ Parti açısından henüz sergilediğini düşünmüyorum ama sergileme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Yerel seçimlerde bunu başardılar zaten. Yerel seçimlerde AK Parti'den kopan seçmenden oy alarak aslında bu kadar büyük bir başarı sergilediler. İkinci bir oy potansiyeli, bunu yani asla görmezden gelmemesi gerekiyor YENİ Parti'nin, Kürt seçmen. Çünkü süreç, bugün süreci konuşmuyoruz ama belki başka bir yayında konuşuruz, süreçle birlikte gelen pek çok yine kafa ve duygu karışıklığı var. Burada yani örgütlü Kürt siyasetinin, kurumsal Kürt siyasetinin ne kadar yeni gençleri, yeni oy kullanacak Kürt gençleri karşılayabildiğini bilmiyorum. Orada önemli bir muhalefete oy potansiyeli var. Hangi parti orada farklı bir vaatte bulunursa oradan bir oy devşirebileceğini düşünüyorum. Bunu da ama asla sembolik, vitrin isimlerle, ideolojik afiliasyonların, ideolojik geçmişlerin sanki oyları getirebileceğini varsayarak bir vitrin kurmamalı. Yani Özgür Özel de Parti Meclisini, MYK'sını bu şekilde kurmamalı. Gerçekten demokratik temsil gücü olan aktörlere, sosyoekonomik sorunlara, geleceksizlik duygusuna denk gelecek vaatleri olabilen, bunlar etrafında özellikle yeni seçmeni toplayabilen; Türk, Kürt, yoksul, orta sınıf hepsini toplayabilen, kadınları etkileyebilen, en önemlisi de aslında 35-50 yaş aralığında o üreten, çalışan, çabalayan fakat çalıştığının, çabaladığının da karşılığını göremeyen, şimdiye dek sistemin devamlılığına yatırım yapmış AK Partili seçmene dokunabilmeleri gerekiyor ki iktidara gelebilsinler.
​​
Ruşen Çakır: Evet. Benim gördüğüm daha çok emeklilerde bayağı bir karşılık buluyor ama o 35-50 yaş, o çok iyi bir tespit. Onlar çok önemli.
​Feyza Akınerdem: En zor da onlar geliyorlar. En zor da tercihini ilginç bir şekilde o üreten ve çalışan kesim değiştiriyor.
​​
Ruşen Çakır: Evet. Onlar çünkü bir yanıyla da iktidarla belli bir ilişki de kurabiliyorlar herhalde, değil mi?
​Feyza Akınerdem: Hayatlarını bu iktidarın kurduğu sistem içinde kurmuş insanlar bunlar. Yani o statükonun değişmesinden en çok korkanlar. Ama fon krizi bence o statükoya tam da dokundu. İlk soruya dönersek tam da ona dokunduğu için çok ciddi bir değişim potansiyeli getirdi.
​​
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Feyza, sağ ol.
​Feyza Akınerdem: Ben teşekkür ediyorum.
​​
Ruşen Çakır: Evet, fon krizinden hareketle bunun AK Parti tabanını ya da Erdoğan taraftarlarını nasıl etkilediğini, etkileyebileceğini Sosyolog Dr. Feyza Akınerdem'le konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
13.10.2026 Erdoğan taraftarları fon krizine nasıl tepki veriyor? | Feyza Akınerdem anlatıyor
11.10.2026 Gazetecileri sahipsiz olan bir ülkeyiz
10.10.2026 CHP'den seçilen bir belediye başkanı niçin AKP'ye geçer?
09.10.2026 YENİ Parti'nin fon kriziyle kötü sınavı
08.10.2026 Muş'ta barış, kardeşlik ve süreç muhabbeti: Ya felah ya helak!
08.10.2026 Muş'ta barış, kardeşlik ve süreç muhabbeti: Ya felah ya helak!
07.10.2026 Cemil Tugay milleti mi seçecek devleti mi?
06.10.2026 Cemil Tugay olayına İzmirliler nasıl bakıyor? | Dr. Serkan Turgut ile söyleşi
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı